15.10.08

DİN VE EŞCİNSELLİK

DİN VE EŞCİNSELLİK

COŞKUN/
İSTANBUL


Suni, yapmacık mutluluklar elbette ki geçicidir. Kalıcı olabilmesi için mutluluğun, sağlam temellere oturtulması gerekir. Bunun eşcinsel bireyin öncelikle kendisiyle, çevresiyle (aile ve toplum) ve de tanrısıyla barışık olması gerekir. Bunlar aynı zamanda pozitif bilme göre, ruh sağlığının da temel taşlarını oluşturur. Özellikle her mahallesinde, her gün beş vakit ezan seslerinin yükseldiği, böylesi dini bir atmosfere sahip ülkemizde bireyin dini ile barışık olmasının önemi büyüktür. Ama bu barışıklık eşcinsel birey için hiç de kolay değildir. Eşcinsel birey çocukluğunda, ailesinden, çevresinden ve okuldan diğer çocuklar gibi dini, cenneti ve cehennemi öğrenerek yetişiyor. Sonra bu birey ergenlik dönemini yaşarken, eşcinsel olduğunu keşfediyor ve vaktiyle bu insanı dini bilgilerle donatmış olan toplum, şimdi ayağa kalkıp ona diyor ki "Sen eşcinselsin, o halde sen lanetlisin, cehennemliksin, senin bu dinde yerin yok!" Zaten eşcinselliğini farketmesiyle ahlaki ızdıraplar içerisinde boğulmakta olan, alnından lekelenmiş, ailesinin şerefini beş paralık etmiş, kendini kirlenmiş bir yaratık olarak gören genç eşcinsel; bir de dinin dışına atılmakla, dinsiz bırakılmakla, cehenneme havale edilmekle toplumdan en son ve en ağır darbeyi de almış oluyor. Peki siz kimsiniz, hangi hakla bir insanı kafir ilan edebiliyor, onu dinin dışına itebiliyor ve hangi özelliğinizle kendinizi tanrının vekili yerine koyabiliyorsunuz? Her türlü zinayı işleyen, hayvanlarla dahi aşk hayatı yaşayan, kadınları köleleştiren, rüşvet ve yolsuzluk batağında boğulan, cinayetler işleyen, her türlü haramı yiyen ve içen, vergi kaçıran, dinin hemen hiçbir vecibesini uygulamayan, ikiyüzlülüğü karakter edinmiş heteroseksüel insanlar dinin dışına atılmıyor, dinsiz bırakılmıyor da; daha onbeş yaşında sütten çıkmış bir kaşık kadar ak ve günahsız olan bir eşcinsel birey, neden ve hangi hakla ateşlere atılıyor, dinin dışına itiliyor. Nedir bu kin, nedir bu nefret ve de nedir bu kara zihniyet? Bence tanrı sevgisiyle şiddeti bağdaştırabilenler, Anadolu'daki bir üniversitede oruç tutmayan gencecik, masum bir öğrenciyi bıçaklayabilenler, Fadimelerin ırzına geçenler, ve İstanbul Cihangir'de "vurun ibne'ye, kafirlere"diyerek eşcinselleri dövenler, aynı zihniyetten olan insanlardır. Bunlar bulundukları ortamda kişisel, politik çıkarları için, iktidar ve güç sahibi olabilmek uğruna cinsiyet ayrımcılığı, etnik ayrımcılığı ve nihayet en kutsal değerler olan tanrıyı ve dini istismar edebilecek kadar gözü dönmüş canavarlardan başkası değildirler. insanlığı ve insani değerleri kemirmekte olan bu virüsler eğitimsizliğin, cahilliğin, yoz tabuların kol gezdiği ülkemiz için çok elverişli bir ortam oluşturur. Oysa islam dini, “Ne olursan ol, gene gel" diyecek kadar, özünde insan sevgisi olan, mantığı ve bilimi esas almış ve insanın mutluluğunu amaç edinmiş bir dindir. Şimdilerde akademik eğitimden geçmiş din adamlarının yaptığı dini yorumlarla, kadınların hapsolduğu odalardan çıkıp, toplumun hemen her kademesinde olduğu gibi, cemaatle namazda da erkeklerle aynı platforma gelebilmeleri yine aynı karanlık zihinlerin tepkisini çekmiştir. Tam bu tartışmaların yaşandığı bir sırada M. Nuri Yılmaz, bir soru üzerine camide cemaatle namaz kılma esnasında erkeklerin, çiftcinsiyetlilerin, çocukların ve kadınların peşpeşe sıralanmaları gerektiğini söyledi. Burada M. Nuri Yılmaz çiftcinsiyetliler derken belliki Hünsa'ları, yani cinsiyetleri itibarıyla hem kadını ve hem de erkeği çağrıştıran insanları kastediyordu. Ama o, neyi kastederse etsin beni şaşırtan şey, çok üst düzey ve resmi bir din görevlisi tarafından, ilk defa bilinen kadın ve erkek cinsiyetlerinin dışında başka bir cinsiyetten (yani cinsel çeşitlilikten) söz etmesiydi. Fiziksel anlamda eşcinseller tam bir erkek ve lezbiyenler de tam bir kadın vücuduna sahip olsalar dahi, psikolojik yapıları, ve cinsel kimlikleri itibarıyla bilinen klasik hetero erkek ve hetero kadın kimliklerinden ayrılırlar. O halde yüzlerce yıl önce biyoloji ve psikoloji bilimlerinin olmadığı bir dönemde, sadece görsel ve fiziksel unsurlardan hareketle dar bir tanımlamayla ifade edilmiş olan Hünsa tabiri, belki de günümüz bilimsel gerçekleri ışığında tanımlanmış olsaydı eşcinselleri de kapsayabilecekti. Dinin çift cinsiyetlileri resmen tanımış olması şüphesiz ki, o kişilerin, cinsel kimliklerinin oluşmasında müdahale etme şanslarının olmaması yani çift cinsiyetliliğinin doğuştan olmasıydı. Peki eşcinsellik yapay bir olgu mu? Hayır. Hiçbirimiz eşcinsel kimliğimizi pazardan satın almadık. Eşcinsellik bizim kimliğimizdir, varoluşumuzdur. Bu nedenle eşcinsellik değil, eşcinselliğin nasıl yaşandığı sorgulanabilir ve hiç bir eşcinsele "sen neden eşcinselsin" diye soramayacağımız gibi, iki eşcinsel bireye de "siz neden birbirinizi seviyorsunuz" diye de hesap soramazsınız. Ama, "Ben tam bir heteroseksüel erkeğim, rakı masamdan mezeyi, yatak odamdan ibne'yi eksik etmem" diyen kimlik bunalımına düşmüş veya ikiyüzlülüğü karakter edinmiş insanın davranışını sorgularsınız. Vaginasını açıkta bırakıp yolda yürüyen kadına, "Neden vaginan var?” suçlaması yapamazsınız ama "neden vaginanı açıkta bırakıyorsun?” suçlaması yapabilirsiniz. Ya da mahallesinde bir çocuğa tecavüz eden bir adamı, penise sahip olduğu için değil, tecavüz eylemini yaptığı için suçlarsınız. Yani siz, eğer ille de bireyleri sorgulamak isterseniz, cinsel kimlikleri değil, olsa olsa cinsel davranışları, yani cinselliğin nasıl yaşandığını sorgulayabilirsiniz. Eşcinsel kimlik, biyolojik ve psikolojik oluşumumuzla gelişen kolumuz, bacağımız, göz rengimiz kadar doğal ve gerçektir. Bu oluşum sürecinde cinsel kimliğinize müdahale şansınız hiç yoktur. Böyle bir gayret ise, gerçek kimliğini bilinç altına itmek suretiyle, kendini inkar etmek ve ikiyüzlü davranmak anlamına gelir. Oysa biz, iki şeye çok inanıyoruz. Birincisi dürüst olmak, ikincisi ise insanı sevmek. Eğer bu iki inancımızdan dolayı mükafatımız cehennem ise, ona da razı oluruz ama, sayın heteroseksüeller, lütfen tanrı ile aramıza girmeyin. Çünkü o yücenin insanları yargılamada, sizin gibi cücelere ihtiyacı yoktur.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

yıllardır bağırışım bir güzel makale olmuş eline sağlık...

Adsız dedi ki...

beğendim güzel bir yazı. zihnine kalbine sağlık. yalnız şu var; kimi eşcinseller de imamlık yapmaya çok hevesli. salt heteroseksüel kişilerin dini söylemleri bizi baskılamıyor. o sorunu toplumda sıkı sıkıya yaşıyoruz. ama eşcinsel ortamlarda da bazen hemencecik sertleşen tartışmaların ana konularından biri yine din oluyor. açıkçası hep vicdani sorgulamaların göbeğinde olmaktan bunaldım. birilerinin inancına saygı gösterme yükümlülüğünden de bunaldım. saygı diyerek susup hakaret dinlemekten de hoşnut değilim.

Adsız dedi ki...

arkadaşlar sadece gaylerin değil tüm insanlığın üstünde baskı oluşturmakta en kolay yol din dir.
gerek günümüzde gerekse geçmişte birileri hiç vazife verilmediği halde insanlara din bezirganlığı yaparak kafalarının ardındaki hesaplar peşinde oldu ,
ne günümüzde nede geçmişte hiç ama hiç kimse din adına konuşma yetkilisi olmadı (peygamberler hariç)ama bugün bile ortada bir sürü insan bu yetkiyi kendinde rahatça görüyor diyebileceği tek şey kendi görüşüm budur demek yerine kendi fikirlerini din doğrusu olarak anlatmanın ve kendisi dahi bilmeden allahlık iddiası ortaya koymaktadır ..
hiç ama hiç kimse bir diğeri hakkında sen kötüsün yargılaması veya suçlaması getiremez tek karar sahibi sadece yaratandır.
bir ayetin tam manası şöyle der ki .. ben baha allahı değilim ben bahane allahıyım istediğim kuluma herhangi birşeyi bahane eder cehenneme atarım ,istediğim kuluma da herhangi birşeyi bahane eder cennetime koyarım .
veya bir diğer ayeti şöyle der .. ey habibim sen üzülme benim kullarım günah işleyecek ve tövbe edecekler bende affedeceğim ,ben affetmeyi severim .
veya bir diğer ayette cebrailin neden firavunun ağzını kapattığı ile ilgili şöyle denir kızıldeniz tam kapanmak üzere iken firavun secdeye kapandı o anda cebrail ağzını kapattı konuşmasına engel oldu diğer melekler sorduğunda cebrail şöyle cevapladı allah diyecek diye korktum ve ağzını tuttum çünki yaratan ömründe bir defa olsun allah diyeni yakmayacağını beyan ediyor dedi ..
kuranın tamamında böyle birçok ayet bulabilirsiniz tavsiyem türkçe kuranı okuyun görülecektir anlatmak istediğim .
şimdi soruyorum bir bina temel olmadan ayakta kalabilirmi bence hayır ya sizce ,,
peki bu kadar önemli ise temel nedir..?
söyleyeyim temel nokta yani en önemli şey affı olmayandır yani affedilmeyeceği söylenen şeydir .... yani hak tır bu kul hakkıdır ,bu insan hakkıdır hayvan hakkıdır yaşam hakkıdır yetim hakkıdır garip hakkıdır her türlüsüyle hak tır ...
ben bugün din adına bezirganlığı elden bırakmayanlara çokça soruyorum etrafında hakka dikkat ediyormusun sözle herkes hakkı savunuyor ama ,eski bir istanbul ata sözü aynen şunu der ..iştir kişinin aynası lafa bakılmaz ,bu ölçüyle kişileri takip edince bakıyorumki her fırsat bulan ayrımsız götürmenin peşinde hak filan tanıdığı yok eeeee o halde sen temeli koymadan çıkıp üstünde millete ahkam kesme bari diyorum ...
bence dikkat edilmesi gereken nokta sizler yaşamınızda bilerek bir diğer insanı çiğnemeyin haksızlık etmeyin ama bu değer yargılarınız kendinize göre değil ortak değer yargısı olsun gerisi her insanın kendisiyle allahı arasında nasıl inanıyorsa öyledir ...
yaratanla aranızda ise eğer mesele orada yoğun bir af olacağı tüm kitaplarında belirtilmiş ve yaratan en başta şunuda söylemiş ben sizi yani kullarımı annenizden daha çok seviyorum şimdi soruyorum beni annemden daha çok seven bir yaratan beni yakarmı ....

Adsız dedi ki...

Elinize yüreğinize sağlık çok güzel şeyler yazmışsınız. ;)

Adsız dedi ki...

makale çok güzel ..
herkes kendine baksın..buarada sunuda bliyorumki escinselleri çok kınayanların bu devirde ya çocuğu ya torunu ya yiğeni yada amcası dayısı vsvs escinsel iyi gözlemci olsunlar ve asıl kendilerine baksınlar ileride daha da çok olucak çünkü.