16.10.08

Eşcinseller 'aşk'ı anlatıyor (7*)

Türkiye'de eşcinsel olmak zor, ama eşcinsel annesi ya da babası olmak kolay mı? 17'sindeyken ailesine açılan Tolga'nın annesi oturmuş bir mektup döşenmiş. Diyor ki, "Lütfen çocuklarınızı dinleyin, onlara yakın olun. Belki onlar yerine asıl değişmesi gerekenler sizlersiniz? Bu çevre dediğimiz, toplum dediğimiz, kurallarına uymaya çaba sarf ettiğimiz sistemin hatalı olabileceğini düşünün. Gerçek sevgi kabullenicidir"

'Eşcinseller aşkı anlatıyor' adlı bu dizide Türkiye'de eşcinsellik konusundaki ikiyüzlü yaklaşımları, eşcinselliğe dair yanlış inanışları ve eşcinsellerin yaşadıkları eziyetleri bizzat kahramanların ağzından vermek istedim. 'Kahramanlar' diyorum onlara. Gerçekten yarı açık cezaevine benzeyen bu ülkede 'Ben eşcinselim' diyebilmek o kadar kolay değil, öyle kaypak bir zemin üstünde akıp gidiyor ki hayat... Bu yüzden ancak üst gelir grubundan olanlar, -yine sınıfsal hikâye ve toplumda kabul görmüş sanatçılar cinsel kimliklerini ifşa edebiliyor. Çoğu eşcinsel bir suç işlemiş gibi cinselliğini gizli kapaklı yaşıyor.. Bir anne ve babanın eşcinsel çocuğunun yanında yer alması çok mu zor? Bugün, eşcinsel Tolga'nın annesinden gelen bir mektubu okuyacaksınız. Mektup sevmeye dair...

'Oğlum benim öğretmenim'
"Çocuklarına çok düşkün bir anneydim. Sanki hayatımı onlara adamıştım. Dünya bir yana onlar bir yana diye düşünürdüm hep. Sanki onlara bir şey olsa, ondan sonrası düşünemeyeceğim kadar karanlıktı. Tolga/Oğlum benim ikinci çocuğumdu. Onu toplumun bakışına, toplumun beklentilerine gore yetiştirmeyi arzuluyordum. İdeal annelik rolümü çok iyi oynadığıma kendimi inandırmıştım. Çoğu annenin de yaptığı gibi sürekli çocuklarımı gözlemler, onların sıkıntılarını hafifletmeye çabalar, onların önünde gider yollarını açar, onları koruyup kollayarak hayatta yürümelerine yardım ederdim. Bugünkü gözümle baktığımda onlara ne kadar bağımlı olduğumu görüyorum. Onların yürümelerine yardım etmekten çok kontrol ettiğimi fark ediyorum. Ergenlikle birlikte oğlum gergin ve huzursuzdu. Onda bir şeylerin değiştiğinin farkındaydım. Onunla uzun konuşmalarımızdan, davranışlarından eşcinsel olabileceğini veya kendini öyle zannettiğinden şüpheleniyordum. Ben de huzursuz ve gergin olmuştum. Bu düşünceler aklıma geldikçe; 'Yok canım, olur mu öyle şey? Biz onu çok iyi yetiştiriyoruz' diye kendimi kandırıyordum. Bu kafa karışıklıkları elbette ki böyle süremezdi. Bir gün onu soru yağmuruna tuttum. Beş saatlik sürenin ardından bana eşcinsel olduğunu söyledi. İşte o an ondaki rahatlamayı gözlerinde gördüm. Ağlamayı kesişini ve sakinleştiğini çok net hatırlıyorum. Tabii ondaki rahatlamanın aksine benim de başıma dünya yıkılmıştı. Yıllar önce babamı kaybettiğimde de böyle bir acı yaşamıştım... Kayıp... 17 senedir tanıdığım oğlumu kaybetmiştim. Onunla kendini vareden ben de kendimi kaybetmiştim. Şimdi onu hiç tanımıyordum. Kafamda onunla ilgili oluşturduğum tüm örneklerden uzaktı bu eşcinsellik... Ne hisseder? Neler düşünür? Daha doğrusu nedir bu eşcinsellik? Benim çok iyi tanıdığımı zannettiğim oğlum yoktu artık. Sanki bir yabancıydı karşımda duran. Bir müddet bir psikologdan yardım aldık. Psikolog beni kendime döndürdü. Bu arada eşcinsellikle ilgili makaleler, kitaplar okumaya başladım. Bilgilendikçe korkum azalmaya başladı. Toplumun neden eşcinsellerden korktuğunu anlamaya başladım. Bilgisizlik ve yeni bilgiye direnmek en kötü hastalıklar bence. Onu yeniden tanımaya ve keşfetmeye başladım. Bu çalkalanma döneminde hep şunu düşündüm. Bir insanı sevmekten öte nereye gidebilirdim ki? Onu değiştirmeye zorlamak, olmak istemediği bir kalıba sokmaya çalışmak sadece aptallıktı. O benim evladımdı, canımdan bir parçamdı ve ben onu çok seviyordum. Neden korkuyordum ki? Benim istemediğim biri olmasından mı? Hayallerime ters düştüğü için mi? Fark ettim ki ben onu şimdiye kadar hep koşullu sevmişim. Koşullu sevmek beklenti barındırır. İstedikleri gerçekleşince insan sevdiğini düşünür.... Ben doğru sevgiyi öğrenmek istedim. Önce kendimi severek işe başladım. Bu sayede çocuklarımı daha çok sevdiğimi fark ettim. Onunla birlikte sanki ben yeniden doğdum. Kendimi yeniden tanıdım. Hayatım ve hayata bakışım tamamıyla değişti. Arkadaşları, sevgilileri ve çevresiyle tanıştıkça yepyeni şeyler öğrendim, keyif aldım. Geç de olsa kendime onun sayesinde 'Ben kimim?' diye sorabildim. İşte bunun için o benim öğretmenim. İyi ki oğlum eşcinsel yönelimini bizimle paylaştı. Bu sayede dünyaya ve insanlara bakış açım artık farklı. Buradan eşcinsel annelerine sesleniyorum. Lütfen çocuklarınızı dinleyin, onlara yakın olun. Önyargılarınızla onları korkutmayın, değiştirmeye çalışmayın. Belki onlar yerine asıl değişmesi gerekenler sizlersiniz. Bu çevre dediğimiz, toplum dediğimiz kurallarına uymaya çaba sarfettiğimiz sistemin hatalı olabileceğini düşünün. Okumaktan kaçmayın ve kendinizi bilgilendirin. Bizler onlara mutlu bireyler olmaları adına artık tüm dünyada hastalık olmadığı kabul edilmiş bir gerçeği reddederek sadece mutsuz gelecekler hazırlıyoruz. Oysa ki gerçek sevgi kabullenicidir, Çocuklarınıza bakarken hep şöyle düşünmeye çalışın: Şimdi, burda 'sevgi' olsa ne yapardı?"

'Eşcinseller mutluluğu benim açtığım gece kulübünde buldu'
İstanbul gay kulüpleriyle artık tüm dünyanın ilgi odağı. Bu kulüplerden birinin patronu, eğlence dünyasının içyüzünü anlattı: "25 yıldır gece hayatındayım. 1983'te ufak bir gazinonun barı bana aitti. Ufak tefek derken işler büyüdü. Aslında konservatuvar mezunuyum. Aslında her şey tesadüf oldu biliyor musunuz? Zaten şarkı söylemek istiyordum. 80'de bir sanatçıyla birlikte şov yapıyorduk sahnelerde. Sonra tek başıma şarkı söylemeye başladım. Benim için gelenler artınca patron 'Burada kalır mısın?' dedi. Derken orada ikinci müdür oldum. O zamanki işletmeciler şimdikiler gibi Avrupa görmüş, emsalleriyle kıyaslama yapabilmiş kişiler değildi. Lisan bilen müdür yoktu, ben beş lisan bilirim. Konservatuvardan sonra Avrupa'daydım, birkaç yeri gezdim. Hatta Doğu Bloku ülkelerinde bile gay'lerin gizli toplandıkları yerleri gördüm. Benim kulüp açtığım zamanlarda gay'lerin gidecekleri yerler yoktu. Onların kimliklerinden rahatsız olmadan, aman 'Bana kim baktı, beni kim gördü?' diye endişe etmeden gidebilecekleri bir ortamları olsun istedim. Mutluluğu benim açtığım yerde buldular. Ünlü olanları da geldi. Hepsi orada kaynaştı. Çünkü cinsel kimlikleri aynıydı. Çakıl ve Maksim dışında İstanbul'un tüm gazinolarında sahneye çıktım. 25 yıl her gece şarkı söyledim. Bir ara mola verdim, bu kış yine başlayacağım. 2 bin 500 şarkı bilirim. Bazen blucin giyerim, bazen payetli kostülerimi. Asla makyaj yapmam. Benim öyle feminen tarafım yoktur. Kulübüme travesti kızlar gelip gider, ama onların işvereni değilim. Kulubüm birinci sınıftır. Travestiler oranın vitrini. Ancak giyim kuşamı kötü bir travestiyi dükkânıma sokmam. Onun getireceği üç kuruş yüzünden ismimi ayaklar altına almam. Altı sene önce Emniyet Teşkilatı biz kulüp sahiplerini çağırdı, 'Bu travestiler sokaklara dökülüyor. Çalışacakları yer yok. Kulübünüzde konsomasyon yapsınlar, siz de onlara bir yüzde verin' dedi. Bu piyasada ayakta kalmak için konsepti bilmek lazım. Şekilsiz bir travesti koluna bir adam takıp benim dükkâna gelip viski açtıracak. Ben ne o viskiden 300 YTL'yi alırım, ne de o travestiyi içeri sokarım. 13 travesti, 4 de transseksüel kızım var. Benim dükkânda olay çıkmaz. Yolda olanları katiyyen kulübüme sokmam, onların hırsızlık gibi huyları var. Rakiplerim hiç de insancıl değil. Sırf para kazanmak için bu piyasaya girenler oldu, ama eşcinsellerin ruhunu bilmeden bu iş olmaz."

- BİTTİ -

KAYNAK: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=196836


Hiç yorum yok: