18.10.08

İslam, Eşcinsellik ve İnsan Hakları

İslam, Eşcinsellik ve İnsan Hakları

Türkiye’de insanların yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu resmi kaynaklarca sık sık vurgulanır. Bu oran gerçekte çok daha az olsa da çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede yaşadığımızı kabullenmemiz gerekiyor. Bu anlamda Türkiye’de doksanlardan sonra başlayan LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, travesi ve transeksüel) hareketi bu gerçekliği göz önünde bulundurarak çalışmalarını yürütüyor. Her ne kadar eşcinsel olmak dinsizlikle bağdaştırılmış ise de gerçekte eşcinsel olmak ile dine inanmak arasında ters orantı gözlenmemiştir. Ancak eşcinsel politikalarını savunan birinin din ile ilişkisinin materyalist bir yerden kurduğunu söyleyebilirim. Dinlere ve tanrıya inanmayan biri olarak hem Müslüman hem de eşcinsel olmanın bağdaşabileceğini, bu durumun kişisel bir tutum olduğunun altını çizmek isterim. Yine de bu gerçekliği hiçbir zaman dezavantaj olarak görmemiş genel olarak İslam’ın eşcinselliği değerlendirmesinin altında sadece dinin değil heteroseksizmden kaynaklanan önyargılar olduğunun bilincinde olunmuştur. İslam kanunları ile yaşayan ya da İslam’i ahlak değerlerinin kanunlaştırıldığı toplumlarda eşcinsellik ile Müslüman bireylerin eşcinselliklerinin sürekli çatışma halinde olduğu gözlenmiştir.

İran’da eşcinseller İran İslam Devriminden sonra tek tek idam edilmiştir. Günümüzde de bu idamlar devam ediyor. Suudi Arabistan’da ise yine şeriat kanunlarınca eşcinsellere işkence ve hapis cezaları veriliyor. Cezayir ve Tunus da benzer yasları eşcinsellere karşı uygulanıyor. Genel olarak bakıldığında İslam hukukunun hakim olduğu devletlerde eşcinsellik bir suç olarak tanımlanıyor. Ayrıca cezaya tabii tutuluyor. Türkiye ise Laik bir devlet olmasına rağmen eşcinsellik konusunda çekimser tavrını koruyor. Hem kendi iç yasalarında hem de uluslar arası çalışmalarda BM (Birleşmiş Milletler) gibi toplantılarda eşcinsellik konusunda sessiz kalmayı tercih ediyor. Yine de diğer Müslüman kültürlere göre eşcinsellik konusunda açılım sağlayabilecek tek ülke gibi görünüyor. En azından Türkiye’de kurulan birkaç eşcinsel derneğini resmi olarak kabul etmiş oldular. Tabii ki Türkiye’nin laik ve demokratik bir yönetiminin batı ekseninde kendine model almasının bu algıya katkısını unutmamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin LGBTT konudaki çekimser tavrına karşın İslam kültürünün ağırlıkta olduğu ‘Diyanet işleri’ ve buna yakın diğer kuruluşlar -buna cemaatler de dahil- eşcinselliğin ahlaksızca bir durum olduğunda hemfikir görünüyorlar.

Türkiye’de son yıllarda insan hakları konusunda özellikle de türban konusunda çalışmaları ile bilinen Mazlum-Der diğer insan hakları kurumlarınca da bilinen bir kurum olmasına rağmen eşcinsellik konusundaki tavrının net olmadığını, hatta bazı yöneticilerinin LGBTT bireylerinin hastalıklı olduklarını ifade ettiklerini biliyoruz. Yine bir söyleşide Mazlum-Der adına konuşan Abdurrahman Dilipak ‘eşcinselliğin bir hak ihlali olduğunu’ açıkça ifade etmiştir. Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinin bazı köşe yazarları eşcinselliği bir hastalık bir ahlaksızlık biçimi olarak görmüşlerdir. Müslüman kesimden eşcinsellik konusunda tek bir olumlu tavır gözlenmezken eşcinsellerin turban konusunda gösterdikleri açık tutum görmezlikten gelinmiştir. Aynı şekilde insan hakları konusunda türban için mücadele eden diğer insanların görmezden gelindiği gibi.

Hem batıda hem doğuda insan hakları konusunda büyük bir yarılmanın olmasını dört gözle bekleyen insanların olduğu bilinmektedir. Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz diyerek eşcinselliği batılı bir hastalık görmekle beraber, batılı ülkelerde Müslüman olmak şiddet ve tehlike ile özdeşleştirilmiştir. Her iki özcü yaklaşım bizleri insan hakları bağlamında geriye götürmekte, uzlaşma zeminini ayaklarımızın altından çekip almaktadır. Türkiye’de birçok cemaat eşcinselliğin İslam kültüründe yerinin olmadığını, batılıların bize bulaştırdığını iddia etmişlerdir. Ayrıca eşcinselliği bir ahlaksızlık olarak görmüşlerdir. Batılılar ise Müslümanların kendi yaşam tarzlarını ve değerlerini ihlal ettiklerini düşünerek türbanı yasaklamışlardır.

Nasıl ki Türkiye Müslüman bir ülke olmasına rağmen Türban konusunda batılılar gibi düşünüyorsa batılı bazı devletler de Polonya gibi eşcinselliği kötü bir şey olarak görüyor. Sorunun Müslüman olmak olmadığının, aslında konunun iktidar biçimlerinin bir ödeşmesi, çekişmesi olduğunun göz ardı edilmemesi gerekiyor. 11 Eylül’den sonra ‘Müslümanlık’ karşı bir kültür olarak gösterilmeye devam ediliyor. Ezilenler ise çoğunlukla kadınlar ve çocuklar oluyor. Müslüman devletlerinde ise eşcinsellik günah keçisi olarak kabul ediliyor. Batılı toplumlar da tersi bir yerde ahlaki değerler üzerinden yıpratılmaya çalışılıyor. Bu iktidarlar savaşında kaybeden yine ‘insan hakları’ oluyor.

İngiltere’de, Hollanda’da ve Almanya’da Türban çeşitli biçimlerde yasaklandı. Özellikle Hollanda’da Burka ile sokakta dalaşılmasının yasaklanması birçok batılıyı endişeye sevk etti. Bu vesile ile de batılı kalemlerden bazıları bu yasaklamaların özgürlüklere vurulan bir darbe olduğunu ve batının insan hakları anlamında çifte standart uyguladıklarını şu örneklerle açıklamaya çalıştılar; Hollanda’da eşcinseller el ele yürürken burka giyenler sokakta neden dolaşmasın. Batılı insan hakları savunucularının eşcinselliği örnek seçmeleri bir tesadüf mü? Aslına bakarsanız hiç de tesadüf değil çünkü batıda eşcinsellik halen tam anlamıyla kabul edilmese de eşcinsellik Hollanda gibi bir ülkede en büyük özgürlüklerden biri olarak kabul ediliyor. Tabii ki batılı insan hakları temsilcilerinin bu örneği verirken İslamcıları ne kadar mutlu kıldıklarını bilemezler. Çünkü İslamcılar için batılı yaşam tarzı içinde bir mevzi kazanmak oldukça önemli. Hele de eşcinsellik gibi iğrenç bir şeye tanınan haklar karşısında aynı hakların Müslümanlara gösterilmemesi canlarının en çok sıkıldığı ayrıca çifte standart olarak saydıkları bir durum. Oysa bu tavırda bile Müslümanlarda Homofobinin ne kadar içkin olduğunu görüyoruz. Tıpkı batıda gelişen İslamfobinin içkin olması gibi.

Aynı çizgide Türkiye’de kalem oynatan bir kısım sol yazar-çizer de görmek mümkün. Hatta bu kişiler ABD’nin ve diğer batılı devletlerin İslam karşısındaki tutumunu İslam devletlerine tavizsiz destek vererek sürdürmektedirler. Marksist-Leninist çizgide ezilenlerin mücadelesine İslamcı da olsa her koşulda destek vermek meşru bir durum olarak algılanıyor. Amerika’ya ve Batıya getirilen eleştiriler farklı biçimlerde İslam ülkelerine getirilince ABD’nin ekmeğine yağ sürüyorsunuz diye paylanıyorsunuz. Bu yazar-çizer takımının İslam’ın kadınlara ve eşcinsellere karşı yürüttüğü acımasız politikayı nedense pek gündemlerine almıyorlar.

Tabii ki sol yazar-çizer takımının bu yanlı ve tek taraflı tutumu karşısında İslamcı yazarların kadınlara ve eşcinsellere karşı daha tutarlı davranacağını düşünmek hata olur. Onlar da benzer bir yerden eşcinsellerin hakkı varken batıda Müslümanların hakkı neden yok diye bas bas bağırıyorlar. Ancak göremedikleri bir şey var ki Müslüman ülkelerin nerdeyse hepsinde eşcinsellik ölüm sebebi ya da ceza sebebi sayılıyor. Travesti ve Transseksüeller Türkiye’de her gün yeni bir baskı ile karşılaşıyor. Ancak eşcinsellik konusunda bir tek İslamcı yazar bugün çıkıp da insan hakları bağlamında eşcinselliği savunmuyor. Yoksa eşcinsellik üzerinde konuşulacak kadar değerli bir şey değil mi?

Türkiye’de eşcinsel hareket türban konusunu insan hakları bağlamında görüp olaylara objektif bakmaya çalışıyor. Ancak Müslümanların da eşcinsellik konusunda daha tutarlı olması gerekiyor. İnsan hakları hiyerarşisinden kurtulup insanların kendi değerleri ile beraber birlikte yaşayabileceği bir dünyayı kurabilmesi için daha çok çaba harcamaları gerekiyor.

KAYNAK: TIKLA

Hiç yorum yok: